NOCTUA

hic terk etmeyen sevgili: 'Bayan yanı' saplantısı

hicterketmeyensevgili:

elfen—lied:

Mizah dergisi ‘Bayan Yanı’nın neden çıktığını artık daha iyi anlıyorum…

8 Ocak 2012 tarihinde, saat 17.00’de İstanbul-Ankara seferini yapan bir otobüse bindim. 18 numaralı koltuktaki yolculuğum Ankara AŞTİ’de, tuhaf bir şekilde son buldu.

Yanımdaki kadın yolcu indi….

(Kaynak: aksam.com.tr)

Via hic terk etmeyen sevgili

La llorona


Öyle bir şarkı ki bu, dinlediğiniz anda göğsünüzün ortasında oturup kalan acı hissinden nefes alamaz oluyorsunuz.

llorona adında bir kadını anlatan acı dolu bir Aztek masalı. Kocası tarafından aldatılan llorona üzüntüden çılgına dönerek çocuklarını nehirde boğar. Ardından hatasını anlayarak intihar eden genç kadın, sonsuza kadar çocuklarını arayarak geçireceği acılarla dolu sonsuz bir zamana mahkum edilir..

Çocuğunuz gibi sevdiğiniz, canınıza eş değer olan birinden hem nefret etmenin hem vazgeçememenin hissi bu şarkıda somutlaşmış.. Kalbinizi kesmeden o hissi nasıl elde edersiniz sorusunun cevabı adeta.

Gözlerimin dolmasına engel olamadım..

lila downs yorumu ayrı acıtıyor ( http://fizy.com/#s/12rsge ), ancak belki deFrida Kahlo’nun bu şarkıyı ne kadar sevdiğini ve Chavela Vargas la da aşk yaşadığını bilmem sebebiyle, Chavela Vargas yorumu canımı biraz daha yaktı (http://fizy.com/#s/3warxf ).

Yine de Lila Downs yorumunu kendi acıyan taraflarım için seçip, Chavela Vargas yorumunu tüm yaşanmışlıklarıyla birlikte Frida’ya bırakıyorum.

Yarım kalmış aşkların Sabırotlarıyız hepimiz.. Viva la vida!

 


Çürüyüş.

Sadece nefret hissediyorum..

Saf nefret. 

Var olmasından, benimle olmasından

Onu tanımış olmamdan, adıyla görüntüsünün kafamda örtüşmesinden iğreniyorum..

Sonra dokunuşlarından…

Sonra sesinden, sözlerinden..

Sonra bana yapmış olduğu her şeyden.. Tiksiniyorum.

Sonra kendime bakıyorum.

Yine olduğum yerdeyim. Hiç gitmemişim, gidememişim.

Aklımdan senaryolar geçiyor.

Kendi cinayetimi düşünüyorum. 

Onu yok etmek için, kendimi yok etmek!

Hala olduğum yerdeyim.. 



Evet sanırım özetle “kadınlar ne ister?” sorusunun cevabı budur!!

(Kaynak: asheathes)


Via hic terk etmeyen sevgili

“Kadın” demekten utanıp, “am” demekten utanmayan, iki yüzlü ataerkil ahlak!!

  Şuanda sinirden deliye dönmüş durumdayım.. Böyle bir şey için bu kadar sinirlenip, yayınlamaya kalkacağım aklıma gelmezdi ama sanırım artık dayanamadım..
  Adını bile söylemekten korktuğumuz “kadın” kelimesinin bu kadar kirletilmesi, erkek oyuncağı yapılması durumu, üstelik insanların hatta “kadınlar” ın bile bu kadar fütursuzca kırıta kırıta kakara kikiri şeklinde kendi kendilerini aşağılamalarına artık tahammül edemez oldum.
  Her yerde sanki çok matah bir şeymiş gibi, çok üstün bir eylemmiş gibi “sikmek, sokmak, koymak..” kelimelerinin uçuşmasından tiksinir oldum.
  Karşısındakine “kadın” demekten korkan evrimini tamamlayamamış erkek tipinin nedense yüzü bile kızarmadan, içinde “am, göt, meme” geçen kelimeleri savurmasından illet geldi..
  Etrafımdaki reklam panolarından tutunda , pornolara varana kadar her şeyin erkeğe yönelik, erkek için olmasından bıktım, tiksindim.. 
   Bütün karikatür dergilerinde “kadın götüren erkek” veya “karısını ,sevgilisini aldatan erkek” temalarının işlenmesinden gına geldi. Bu nasıl zorla kafamıza kafamıza vurmaktır, bu ne hastalıklı bir şeydir yahu.
  Yahu siz kadınlar! “sikeyim, sikildim, amına koyayım” derken hiç mi utanmıyorsunuz, hiç mi kendi cinselliğinizi, kendi bedeninizi ayaklar altına aldığınızı farketmiyorsunuz. Karşınızdaki insan kırması erkek  ” siktim” derken nasıl kıkırdayabiliyorsunuz. 
  “Benim sevgilim porno seğreder”, “normaldir”, “erkek” derken hiç mi rahatsız olmuyorsun yahu. Seni maddeleştiriyor.. Seni mal yapıyor, duygusuz düşüncesiz cinsel obje haline getiriyor,seni yok sayıyor, senin cinselliğini yok sayıyor, hiç mi rahatsız olmuyorsun? Bu ilişkide sağlık nerede? Sonra o adama nasıl dokunabiliyorsun, sana dokunmasına nasıl izin veriyorsun? Anlamıyorum yahu!! 
 
Pornografi karşıtı , ahlak tüccarı filan değilim kesinlikle.. Cinselliğimi özgürce yaşarım, yaşamaktan da gurur duyarım. Ama bir kaç porno sitesi gezin bakalım ne göreceksiniz??
  Kadının pasifize edildiği, erkeğin mutlaklığını, gücünü kanıtlarcasına kadının üstüne abandığı, kadının vücudundan başka bir şey göremediğimiz, özetle; sadece erkek için, erkeğe yönelik, kadını da “kadın” olmaktan çıkartıp “erkek için olan obje” haline getirmiş hastalıklı videolar. 
  Erkek cinsiyeti bu kadar mı hasta, bu kadar mı özgüvensiz ki ” sokmak” eylemiyle üstünlük sağlamaya çalışıyor. Bu kadınlar bu kadar mı kabullenmiş, bu kadar mı acizler ki bu duruma kimse ses çıkarmıyor.
   Lanet olsun kafa yapınıza da, yaşadığınız hastalıklı cinselliğe de..Her şeye lanet olsun!!
  Devlet tecavüzcü, reklamlar tecavüzcü, diziler tecavüzcü, filmler tecavüzcü, en kötüsü de kafalarınız tecavüzcü.. 
  Sıyrılın artık!! Artık İnsan olun!!
  






Birde bakmışsın, aynalara bakamaz olmuşsun..

Meral Okay’ın eşi için söylediklerini okudum geçenlerde.. Kendisini kaybettiğimiz gün. O yağmurlu, korkunç gün işte..
“Şunu açıkça söyleyebilirim ki..” diyordu, “Yaman benden daha iyi bir insandır.O, o kadar iyi ve temizdi ki yaşam biçimi ve duruşu karşısında başka türlü olamazdınız. Onun yanında kirli kalamazdınız.”

Bunu okuduğumda, içimde bir yerlerde, kaskatı duran boşluğun soğuk varlığını hissettim. Kıskançlıkla kendime acıma arasında geldim durdum.
Bu nasıl bir sevgiydi ki mecbur bırakıyordu. Nasıl temizdi ki, insan yanında kirlenemiyordu. 

İçim acıdı.. Kirlilik, eğretilik, yamalar..Bütün bunlar benim elimde bulunan sevginin öbür adıydı. Ben ,açık gönüllülükle ,benden daha iyi birine sahibim diyemiyordum. Diyemezdim. Beni iyi eden, aklayan, temizleyen hiçbir şey yoktu elimde. Olmayacaktı.

Şunu biliyordum ki insan hayatında “mükemmellik” diye bir şey yoktu. Birilerinin, bir şeylerin kusursuz olmasının imkanını şartlar ne yazık ki sağlayamıyordu. Ama “iyilik” diye bir şey vardı. Temiz kalınabiliyordu. Sadece bu temizlik bile sizi sevmeye zorunlu bırakabiliyordu, unutturmuyordu kendini.

Birini sevmek, çoğu zaman her şeyi sevmeyi sağlayabilirdi. Her şeyi temizleyebilirdi. Kendini tekrar tekrar yeniletebilirdi sana.. 

Kimi zamanda işte böyle, işte tamda ben gibi.. Elinde bir avuç bok püsürle kala kakalıyorsun ortada..

 


Çoğullama..

Biz kadınız, bilmeden seviyoruz bu kedileri
seviyoruz, bir sevilme içgüdüsüyle
bu bizim yüzümüzde ufacık çizgiler oluyor - acaba?
evet, çok değil konuşurken düzeltiyoruz
orayı burayı topluyoruz, yeriyse çocuklarımızı öpüyoruz
ama biliyorsunuz ki gene de
hepimiz, işte hepimiz
bitmenin, tükenmenin yorgunluğu içinde.

gözler mi? tavana dikili, hayır, pencereye
yağmalar, sürgünler, yangınlar içinde
çünkü bu boşluk; tüneller, çukurlar, kapkacak ağızları
mağaralar, denizler, gökyüzleri değil de
bu boşluk, o bir türlü dolduramadığımız, o
orman, dağ, kısacası evrenle.

biz bu lavanta kokularını bilmeden taşıyoruz
biz bu tavana bilmeden eski rengine boyuyoruz
bu bizim terliklerimizde ufacık güller oluyor - acaba?
evet, çok değil, onları bilmeden hoşa gideriyoruz
sormayın, ama sormayın, bilmeden aralık tutuyoruz kapılarımızı
bilmeden bekliyoruz, bilmeden uyuyoruz sabahlara değin
kim bilir, belki de biz
tanrısıyız en olunmaz şeylerin.

bu bizim en düzenli hareketimiz: olmak
asılıp kalmışız sokak fenerlerine
asılıp kalmışız öyle, görenler bizi görüyor
görenler bizi görüyor ve gidip geliyoruz dikkatle
doğrusu, niye saklayalım, hepimiz bunu yapıyoruz
ama biz yaşıyorken de bunu yapıyoruz sadece
cansız
ve gidip geliyoruz dikkatle.

biz bu kendimizi boşuna soruyoruz kendimize
boşuna asıyoruz onları, boşuna öldürüyoruz
bu bizim gözlerimizden ufacık şeyler geçiyor - acaba?
evet, çok değil, bakışırken düzeltiyoruz
biz ne garip şeyleriz ki; doluyuz, bazıyız, avuntuluyuz
ve bizim en güzel öldüğümüzdür bu: yaşamak
ben biliyorum, yalan mı, siz de biliyorsunuz.

Edip Cansever




16
To Tumblr, Love PixelUnion

We're updating Fluid!

Soon, we'll be updating the look and feel of this theme. Read about the changes here. You can easily turn off this notification in the theme customization panel.

Close